November 19, 2006

Rüyalar defterinden bir yaprak...

Bir yaprak kımıldadı dalında. Çok uzun süredir onu alıp uzaklara götürecek rüzgârı bekliyordu oracıkta, yüreğinde kazayla kopup toprağa karışmanın korkusuyla. Bir akşamüzeri geldi ilk esinti. Fısıldadı kulağına yumuşacık. Tanıdıktı kokusu. Ümitlendi. Beklediğine değmeliydi... Sonra daha kuvvetli bir rüzgâr onu alıp masmavi bir nehrin ortasına bıraktı. Bu ne heyecan dolu bir yolculuktu böyle? Kalbi öylesine hızlı çarpıyordu ki...

Suya ilk dokunuşu... Bir ömre bedel! Sıcacık, nazik, güvenli dokunuşlarıyla gezdirmeye başladı onu nehir. Hiç tatmadığı duygular bir bir kalbine çarpar oldu. Yukarıda, onun gibi doğru rüzgârı bekleyen diğer yaprakların arasından süzülen, içini ısıtan güneş ne güzeldi. Hiç bu kadar parlak olduğunu hatırlamıyordu. Etrafta onun nehirle dansını doyasıya seyreden insanlar hep böyle neşeli miydi, yoksa hepsine kendi aksi mi yansıyordu?

Bu rüzgâr doğruydu besbelli. İyi ki de beklemişti onu bunca zaman. Kimse inanmıyordu oysa ona. Bütün rüzgârlar eninde sonunda aynı değil miydi? Hepsi sonunda toprağa karışmayacak mıydı? Oysa o karar vermişti bir kere, deniz olacaktı sonu.

Nehir öyle hızlı, öyle güzel dans ediyordu ki, başı dönüyordu, sarhoştu. Bulutlara dokunabildiğini düşünecek kadar sarhoş.

Sonra müzik durdu, rüzgâr kesildi, dans bitti. Rüya mı görmüştü yoksa? Masmavi nehrin
ortasında öylece kalakalmıştı. Yapayalnız. Arada kulağına üfleyen meltemler de olmasa... Meltemler kesilecekti yakında, biliyordu. Ama boğulmayacaktı mavinin derinliklerinde, ağırlığıyla boğmayacaktı onu. Kararlıydı. Sabırla bir sonraki rüzgârı bekleyecekti oracıkta. Kaldıkları yerden dans bir kere daha başlayacaktı doludizgin. Kavuşmanın anlamını öğrenecekti defalarca, kalbi acıyarak.

İnanmak istediği buydu. Bu nehrin, sonunda onu denize götüreceğine inanmak zorundaydı. Yoksa su onu eritecekti acımasızca.

Beklemeye başladı. Bekledi... Bekledi...

No comments: