January 28, 2007

Kalbimin kapıları...

Kalbimin kapıları hep kapalıymış meğer. Meğer kimseler açmayı başaramamış bugüne değin. Ben ardına kadar açtığımı düşünürken, kilitler vurmuşum üst üste.

Çıkageldin bir gün. İnatla bekledin hiç bıkmadan, bıktırmadan. Korkutup kaçırmak için elimden geleni yaptım. Kaçmadın. Sığındın duvarlarımın dibine. Belki çok hoyrat fırtınalar atlattın orada, belki eller dokundu sana fütursuz. Görmedim, göstermedim kendimi sana. Küskün ve sakin beklermişsin oysa yamacımda.

Kollarım yorulmuş olacak, bir anlık açık bırakmışım kapıları. Kelebek kelebek doluverdin hayatıma. Bakışlarınla aktın içime yumuşacık, huzur dolu. Ellerin sanki elimi değil de kalbimi sarıyordu şefkatle.

Hani bazı günler denize değer güneş gün sonunda. Hasretle kavuşurlar birbirlerine onca zaman sonra. Kıpkırmızı bir alev çıkar gökyüzüne gözleri kamaştıran, büyüleyici. Birleşmeleri yakıp kavurur cihanı ansızın. Deniz tüm sakinliği ve gülümseyen gözleriyle karşılar kabına sığmayan, yakıcı güneşi ve dindirir ateşini. Buluşmalarının kokusu, seyredenlerin burnunu yakar. Aynı aşka sahip olabilmeyi umut ederek uğurlarlar biten günü.

Denizim oldun, çarpıntılarıma neden kelebekler oldun, benim oldun, benden bir parça oldun.

January 14, 2007

Bilmediğim ben

Henüz keşfetmediğim bir ben var içimde biliyorum. Dokunmaya korktuğum her seferinde. Hep bir sonraki yazıya ertelediğim. Dokunursam bir kere, kırılıp dökülecekmişim gibi geliyor. Güçlü olduğum sanrısıyla yaşayıp bir ömürboyu hem kendimi hem de çevremi kandırabilirim kolaylıkla. Bunun beni zayıflattığını bilsem de içten içe kolay yolu bulmuşum, yaşayıp gidiyorum bu kandırmacada.

Yazdığım her kelimeyi dikkatle takip eden bir arkadaşım uyandırdı beni bu rüyadan bir ay önce. “Ben, senin bile henüz keşfetmediğin yanlarını okumak istiyorum” dedi bir gün. “Yazsam kitap olur, boşver” deyivermişim. “Kitaplar da ilk sayfayı yazarak başlamıyor mu zaten?”. Ne kadar da haklıydı, her zaman olduğu gibi.

İlk sayfayla açalım o zaman bu kitabı. Belki roman olacak sonunda elden düşmeyen ya da yüzeysel bir araştırma. Henüz bilemiyorum ama dilime, kalemime geleceklerden korkuyorum.

Korkuyorum!!!

Korkağım. İçime döndürdüğümde aynayı ilk karşıma çıkan bu oldu. Yüksek bir kayadan hiç düşünmeden suya atabiliyorken kendimi, hayatımın akışını değiştirmekten hep korktum. Başkalarının düşündüklerinden, geçtiğim yolların inceliğinden, yalnızlığımdan, başaramamaktan korktum, frenledim kendimi çoğu zaman.

“Keşkelerim” oldu hayatta pek çok. Her gelen günle bir yenisini eklemeye çekinmiyorum listeye. Keşke gitseydim, keşke söyleseydim, keşke aldırmasaydım söylenenlere... Kendine bu kadar güvenen, bu kadar güçlü bir insanın en büyük engeli korkuları olabilir mi? Kaybedecek pek birşey yokken kendimi sırça sarayda sanarak yaşamak. Hayatı bazen ıskalamak. Iskalamaktan ölesiye korkmak.

Kısır bir döngü içindeyim...

January 07, 2007

Sorularım var...

Hayat bize neler öğretmeye çalışıyor? Öğretirken hangi yolları seçiyor? Bu süreçler biraz ağır değil mi? Haksızlık değil mi? Biz hayatımızın, soluduğumuz havanın kıymetini bilemeyecek kadar kör müyüz? Ya da ne zaman bu kadar köreldik? Bahar gelmedi mi daha? Bu yaprak dökümü, hüzün hala niye? Biliyorum cemreler düştü birer birer. Neden acı verdiler bu defa kalbime değerken? Çok mu zor sürekli mutlu olmak? Yoksa mutlu olduğumuzu anlamak için mutlaka acı mı çekmeliyiz önce? Bütün amaç bu, hayatı sorgulatmak mı sürekli? Attığımız adımın arkasında mı durmalıyız yoksa hep aklımıza bir soru işareti mi takılmalı yarınla ilgili? Belki de yarını hiç düşünmemeliyiz. Yarının bir garantisi yok mu? Yoksa eğer neden bugün var? Eşyaların kıymeti yok yarın yoksa. İnsanların, dostların, ailenin...? Bunların hayatımdaki yeri doldurulamayacaksa neden yarın yok?

Sorularım var hayata. Hem de daha pek çok. Beynimin içinde her gün yepyeni bir soru. Güneşin doğuşu ayrı sorgulama, batışı ayrı. Yoruyor beni ama sonunda herşeyin aksine daha güçlü ve zinde hissediyorum kendimi. Hayat çok ince bir çizgi. Dünyevi zevkelere, maddeye önem vermemekle, herşeyi boşvermek arasında sıkışıp kalan hassas bir denge. Bunu kaç kişi başarabilmiş? Başarabilmek mi önemli yoksa bunun için çabalayıp durmak mı? Denge kurulunca anlamsızlaşmaz mı hayat bir anda? Ben başka türlü bir yaşamı bilmiyorum ki!

Ben, tüm sorgulatmalara, sorunlara rağmen hayata gülümsemeye, ona iyi yanından bakmaya devam edeceğim. Bırakırsam ben olmaktan çıkarım, o kazanmış olur. Böyle bir yarışı kaybetmeyi kaldıramam. Kaybetmeyeceğim. Sürekli sorular sorup bıyık altından gülümseyeceğim, durmadan. Ne olursa olsun! Ben ondan her zaman daha güçlüyüm, bunun için buradayım. Gün gelip hayatla yollarımız ayrıldığında elimi gururla sıkıp vedalaşacak biliyorum. Ama daha sormam gereken çok soru var. Yol uzun, yürümek lazım.