Çıkageldin bir gün. İnatla bekledin hiç bıkmadan, bıktırmadan. Korkutup kaçırmak için elimden geleni yaptım. Kaçmadın. Sığındın duvarlarımın dibine. Belki çok hoyrat fırtınalar atlattın orada, belki eller dokundu sana fütursuz. Görmedim, göstermedim kendimi sana. Küskün ve sakin beklermişsin oysa yamacımda.
Kollarım yorulmuş olacak, bir anlık açık bırakmışım kapıları. Kelebek kelebek doluverdin hayatıma. Bakışlarınla aktın içime yumuşacık, huzur dolu. Ellerin sanki elimi değil de kalbimi sarıyordu şefkatle.

Hani bazı günler denize değer güneş gün sonunda. Hasretle kavuşurlar birbirlerine onca zaman sonra. Kıpkırmızı bir alev çıkar gökyüzüne gözleri kamaştıran, büyüleyici. Birleşmeleri yakıp kavurur cihanı ansızın. Deniz tüm sakinliği ve gülümseyen gözleriyle karşılar kabına sığmayan, yakıcı güneşi ve dindirir ateşini. Buluşmalarının kokusu, seyredenlerin burnunu yakar. Aynı aşka sahip olabilmeyi umut ederek uğurlarlar biten günü.
Denizim oldun, çarpıntılarıma neden kelebekler oldun, benim oldun, benden bir parça oldun.
